The Scar | Mary Cregan (Kitap)
Ölümle yaşam arasında bazen ince bir çizgi vardır; bu çizgi bazen bir yara izinde saklı kalır ve bir dönüm noktasından geriye kalan bir simge olarak yerini alır. Tıpkı Mary Cregan’ın boynundaki yara izi gibi.
1983 yılında Cregan’ın kızı Anna, doğumundan yalnızca iki gün sonra nadir görülen bir hastalık nedeniyle hayatını kaybeder. Bu kaybın ardından gelen yas giderek ağırlaşan bir depresyona evrilir ve Cregan bir psikiyatri hastanesine yatar; hemen sonrasında da kendi hayatına son vermeye çalışır. İşte kitaba da adını veren boynundaki yara izi böyle oluşur.
Cregan bu yara izini hiç açmamış olmayı dilediğini açıkça söylüyor ancak her sabah aynaya baktığında yara izi oradadır işte. Bu yara izinin aslında kendi suçu olmadığını anlaması yıllarını alır. Cregan’ın yetiştiği aile ve sosyal çevrede ruh sağlığı üzerine pek konuşulmaz. Ailesinde duygulardan sadece yüzeysel olarak bahsedilir ve bir sessizlik kültürü hâkimdir. Aile büyüklerinin yaşadığı zorlukların ona yansıması ve kendi çocukluğunda erken yaşta sorumluluk almak zorunda kalması, duygularını bastıran biri olmasında etkili olmuş gibi görünüyor.
Böyle bir ortamda Cregan’ın yaşadığı melankoliyi ruhsal bir sorunun işareti olarak değil, kendi kişiliğinin doğal bir parçası olarak görmesi de anlaşılır. Yaşadığı kaybın ve yasın etkisiyle adeta “çok fazla” hissetmekten hiçbir şey hissetmemeye geçer. Zaman içinde depresyonunun yalnızca Anna’nın ölümünün ardından ortaya çıkan bir durum olmadığını, kendi geçmişine ve ailesindeki depresyon öyküsüne de bakması gerektiğini fark eder.
Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Cregan geçmişinin bugünkü hayatı üzerindeki etkisini sorgulamaya devam eder ve kendini bu kitabı yazmaya nasıl hazır hissettiğini şu cümlelerle açıklar:
“Yaşanan şey çok uzun zaman önceydi ve ben bunun geçmişimdeki etkisini hâlâ neden azaltamadığımı merak edecek kadar yaşlandım.” (sayfa 17)
Gördüğü tedavi ve aldığı ilaçların etkisiyle kendini toparlamış olsa da Cregan, ruh halindeki kırılganlığın değişmediğini ve her şeyin anlamsız geldiği düşüncesinin zaman zaman geri döndüğünü söylüyor. Tam da bu noktada doğru ilaçları doğru dozda kullanmanın ve terapiye devam etmenin kendisine sağladığı faydalara değiniyor. Zaman zaman antipsikiyatri hareketinin de etkisiyle ilaçların faydasını sorgulasa da kendisini daha iyi hissetmesini bu tedavi sürecine borçlu olduğunu belirtiyor.
Geride Kalan sadece Cregan’ın kendi depresyon ve iyileşme sürecini anlattığı bir anı kitabı değil. Kendi hikâyesinden yola çıkarak depresyonun zaman içerisinde nasıl tanımlandığına, tedavi yöntemlerinin ve antidepresanların gelişimine ve ruh sağlığına yönelik toplumsal bakışın değişimine de yer veriyor. Böylece yaşadıklarını daha geniş bir çerçeve içerisine yerleştiriyor. Özellikle gençliğinde konuşulmayan ya da anlamlandırılamayan pek çok şeyin yıllar içerisinde nasıl isim kazandığını görmek, geçmişine bugün neden farklı bakabildiğini de daha anlaşılır hâle getiriyor.
Cregan yaşadıklarını dramatikleştirmeden anlatıyor. Bir yandan o dönemde neler hissettiğini aktarırken, diğer yandan yıllar sonra geriye dönüp yaşadıklarını bugün sahip olduğu bilgi ve deneyimle anlamlandırıyor. Depresyonun kendisine nasıl hissettirdiğinin ayrıntılarına yer verirken, hayatına son verme düşüncesinin zihninde belirmesinden ve bunu bir girişime dönüştürmesinden duyduğu pişmanlığın da altını çiziyor. O günlerde başvurduğu sağlık kurumunda zamanında doğru bir müdahalede bulunulmuş olsaydı intihar girişiminin önlenebileceğini düşünüyor. Yara izinden hiç bahsetmek istememesine rağmen başına gelenleri bu kadar şeffaf bir şekilde anlatmasını oldukça etkileyici buldum.
Ruh sağlığı söz konusu olduğunda iyileşme düz bir çizgi hâlinde olmuyor. Cregan’ın hikâyesinde de iyileşmek, yaşananları geride bırakmak ya da bir daha aynı karanlık yere hiç dönmemek anlamına gelmiyor. Yara izi hâlâ boynunda, zaman zaman her şeyin anlamsız geldiği düşüncesi de hâlâ geri geliyor. Değişen belki de bunların tamamen ortadan kalkması değil, Cregan’ın artık yaşadıklarına başka bir yerden bakabiliyor olması.
Geride Kalan’ı bitirdiğimde aklımda en çok bu kaldı. Bir yaranın iyileşmesi için izinin tamamen kaybolması gerekmiyor. Bazen geride kalan iz, yalnızca ne kadar kötü bir dönemden geçtiğimizi değil, o dönemin içinden çıkıp yaşamaya devam ettiğimizi de hatırlatıyor.
The Scar - A Personal History of Depression and Recovery Geride Kalan - Kayıpla Yaralanmış Bir Ruhun İyileşme Hikayesi
Mary Cregan
2023
240 sayfa
goodreads
# biography & life stories
2026 ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2025 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2024 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2023 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2022 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2021 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
2020 temmuz
nisan
2019 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
şubat
ocak
2018 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2017 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2016 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2015 aralık
kasım
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
ocak
2014 aralık
kasım
eylül
2013 aralık
kasım