I Want to Die But I Want to Eat Tteokbokki | Baek Sehee (Kitap)
Bir insan depresyondaysa hayatın küçük zevklerinden hâlâ keyif alabilir mi? Mutsuzken gülebilir, umutsuz hissederken sevdiği bir yemeği arzulayabilir mi? Baek Sehee, Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum kitabında bu çelişkilerden yola çıkarak kendi ruhsal dünyasını okura açıyor.
Süreğen depresif bozukluk (distimi) nedeniyle psikiyatrik tedavi gören Sehee, kitabın büyük bölümünü psikiyatristiyle gerçekleştirdiği görüşmelere ayırıyor. Bu konuşmalar aracılığıyla özsaygı eksikliği, başkalarının onayına duyulan ihtiyaç, reddedilme korkusu, duygusal bağımlılık ve kendini kabullenme güçlüğü gibi meseleleri ele alıyor. Ancak kitap, psikolojik sorunların nedenlerini sistematik biçimde açıklayan veya çözüm önerileri sunan bir çalışma değil. Daha çok, ruhsal güçlüklerle mücadele eden bir insanın kendisini anlamaya çalışırken yaşadığı karmaşanın kişisel bir kaydı.
Kitabın benim için en değerli yanı da bu anlatımın gerçekçiliği. Sehee, yaşadıklarını geride bırakmış ve bütün sorunlarını çözmüş biri olarak konuşmuyor. Aksine, henüz bu sorunların içindeyken düşüncelerini, korkularını ve çelişkilerini paylaşıyor. Kendisine ilişkin rahatsız edici gerçekleri de saklamıyor. Başkalarını kıskandığını, beğenilmek için zaman zaman gerçeği çarpıttığını, ilişkilerinde bağımlı hâle gelebildiğini ve kendisine karşı acımasız davrandığını kabul ediyor. Bu açıklık, okurun karşısına kusursuz bir anlatıcı değil, kendisini anlamakta zorlanan bir insan çıkarıyor.
Kitabın başlarında Sehee, iyimser bir insan olarak doğmadığını düşündüğünü ve depresif olmayı neredeyse değişmez bir kişilik özelliği olarak kabullendiğini anlatıyor. Burada dikkat çekici olan, kendisini olduğu gibi kabul etmekten ziyade, kendisi hakkında kesin bir yargıya varmış olması. Depresif olmak, onun gözünde yalnızca yaşadığı bir durum değil, kim olduğunun da bir parçası hâline gelmiş görünüyor.
Bu düşünce biçimi, başkalarıyla kurduğu ilişkilerde de kendisini gösteriyor. Sehee, insanların kendisi hakkında ne düşündüğüne büyük önem veriyor. Beğenilmek ve sevilmek istiyor; ancak başkalarından beklediği anlayışı kendisine göstermekte zorlanıyor. Birine duygusal olarak yaslanırken aynı kişiye öfke duyabilmesi, ilişki sona erdiğinde özgürlük hissetmesine rağmen kaygı ve boşlukla karşılaşması, yaşadığı çelişkilerin örneklerinden biri. Bir yandan bağımsız olmak isterken diğer yandan yalnız kalmaktan korkuyor.
Bu noktada kitabın başlığı da farklı bir anlam kazanıyor. Ölmek isterken tteokbokki yemek istemek gibi, birbirine zıt görünen duyguların aynı anda yaşanması da insan deneyiminin bir parçası. Sehee’nin anlattıkları, duyguların her zaman tutarlı veya kolayca açıklanabilir olmadığını hatırlatıyor.
Bununla birlikte, kitabın her okuru aynı ölçüde tatmin edeceğini düşünmüyorum. Terapi konuşmaları zaman zaman yüzeysel veya yarım kalmış hissi yaratabiliyor. Bazı meseleler ortaya atılıyor, üzerinde kısa süre duruluyor ve ardından başka bir konuya geçiliyor. Benzer düşünce ve kaygıların tekrar tekrar gündeme gelmesi de anlatıyı yer yer yorucu hâle getirebilir. Özellikle psikoterapi sürecinin daha derinlikli bir analizini veya belirgin bir gelişim çizgisini görmek isteyen okurlar için kitap beklentileri karşılamayabilir.
Ancak bu eksiklikleri değerlendirirken kitabın sunduğu gelişimin niteliğini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Sehee’nin kazandığı şey, bütün sorunlarını çözmesini sağlayan büyük bir aydınlanma değil. Daha çok, kendisine neden bu kadar sert davrandığını, başkalarının onayına neden ihtiyaç duyduğunu ve ilişkilerinde hangi davranışları tekrarladığını fark etmeye başlaması. Bu farkındalıkların her biri hemen davranış değişikliğine dönüşmese de kendisini anlaması açısından önem taşıyor.
Kitabın sonunda da mucizevi bir iyileşmeyle karşılaşmıyoruz. Sehee, depresyonunun ve anksiyetesinin hafiflediğini belirtirken hâlâ kendisini sevemediğini de kabul ediyor. Sevmenin ve sevilmenin nasıl mümkün olacağını sorgulamaya devam ediyor. Üstelik kendi hikâyesini büyük ve etkileyici bir finalle sonlandırmak istediğini, fakat bunu başaramadığını da itiraf ediyor.
Bence kitabın en anlamlı taraflarından biri tam olarak burada ortaya çıkıyor. Sehee’nin kendisini anlamaya başlaması, kendisini sevmeyi öğrendiği anlamına gelmiyor. Ancak başlangıçta kendisi hakkında verdiği kesin hükümler, zamanla yerini daha fazla soruya ve sınırlı da olsa bazı farkındalıklara bırakıyor.
Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum, psikoterapi hakkında kapsamlı bilgi edinmek isteyenlerden çok, bir insanın ruhsal güçlüklerle mücadele ederken kendi iç dünyasını nasıl deneyimlediğini merak eden okurlara hitap ediyor. Kitabın değeri, iyileşmenin kesin bir yolunu göstermesinde değil; bu sürecin ne kadar karmaşık, yorucu ve belirsiz olabileceğini bütün açıklığıyla ortaya koymasında yatıyor. Sehee’nin hikâyesi, gelişimin her zaman büyük dönüşümlerle ölçülemeyeceğini hatırlatıyor. Bazen insanın kendisini anlamaya başlaması, henüz kendisini sevemiyor olsa bile, başlı başına önemli bir adım.
I Want to Die But I Want to Eat Tteokbokki Ölmek İstiyorum Ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum
Baek Sehee
2024
144 sayfa
goodreads
tekrar okumaya değer!
# psychology & mental life
2026 ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2025 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2024 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2023 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2022 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2021 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
2020 temmuz
nisan
2019 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
şubat
ocak
2018 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2017 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2016 aralık
kasım
ekim
eylül
ağustos
haziran
mayıs
nisan
mart
şubat
ocak
2015 aralık
kasım
eylül
ağustos
temmuz
haziran
mayıs
ocak
2014 aralık
kasım
eylül
2013 aralık
kasım